bulanık

şuan çektiğim acıyı tarif edebilmeyi, kamerayla falan çekebilmeyi isterdim. ağızımın içinde dönüyor sanki bütün reaksiyonlar şuan. sanki yanlışlıkla asit içmişim gibi. kendiliğinden yok oluyor diş etlerim sanki. dilimde, dudağımın iç kısmında,yanaklarımın iç kısımlarında ve diş etlerimde bir sürü yara var, sebebini bilmediğim. yarın dişçiye gidiyorum. şuan gerçekten canım acıyor. en kötüsü de 2 gündür dişlerimi fırçalayamamak. 20 yaş dişim çekildiğinde ya da kanal tedavisi yapıldığında bile daha az acı çekmiştim. en azından yemek yiyebiliyordum. muz yerken bile ağzı yanar mı bi insanın. acıyo.

büyümek

büyürken fark ettiğim bişey var. insanlara eskisi kadar katlanmak zorunda olmadığım. biraz yapımdan da kaynaklı, ya da ailevi durumlardan da kaynaklı. yani bişeylere bağımlı değilim. işe özellikle. kralı gelse sözümü söylerim şuan. gerçekten bazı insanlara katlanma sınırımı aşıyorlar. özlemcik de bunlardan biri sanırım. sürekli ayak altında olması sinirlerimi bozuyo. neyin kontrolündesin. bi de neden sadece erkekleri övüyosun ki?? salak. insanlarla paylaşamadıklarımı dökme gereği duyuyorum burda. çünkü insanın kendisinden başka yakın arkadaşı yoktur. varsa da, o bile kazık atar.

bazen aklımı kurcalayan şeyler olduğunda, sorup öğrenmektense, kestirip atıyorum. kolayı seçiyorum, üşendiğimden. insanları kaybediyorum böylece. ama belki de en iyisi  yalnızlıktır. sorularıma kısa cevap verildiğinde, özellikle de sevgilim verdiğinde, neden sadece tek kelimelik baştan savma cevap verdiğini sormak yerine, kendimi çekiyorum, ondan soğuyorum bi şekilde.. pfff

Tanrı kuşları sevdi ağaçları yarattı. İnsan kuşları sevdi kafesleri yarattı.
Jacques Deval
Kadın hiç gitmeyecekmis gibi sever; ama yeri gelir hiç sevmemiş gibi gider.
J.Christophe
Gidenin ardından nokta koyun ki; gelecek olanın ismi büyük harfle başlasın.
Jean Christophe
en iyi arkadaş

arkadaş diye bişey yok artık benim için. arkada-ş, arkada kalan. yanında olmayan oluyomuş. en zor gününde. dost sadece geliyomuş. ve  kötüsü de bi dostum yokmuş. dün sabah 12 civarı uçuştan geldim evdeydim. hala hasta gibi olduğum için önce 1buçuk saat kadar uyudum. babam eve geldi. 3buçuk gibi önce babamın telefonu çaldı. 1 dakika sonra benimki. arayan kardeşimdi. babamın paniklememesini söyledi bana sadece. babam dağılmış bir ses tonuyla bana bağırdı, kızım çabuk giyin kardeşin düşmüş hastanedeymiş dedi. ben de dağıldım. yazarken bile ağlıyorum. kardeşim şu dünyada önemsediğim tek insan sanırım. (annemin sigarası yüzünden yeterli önemi vermeme bünyem izin vermiyor. ya da öyle sanıyorum.neyse) düşmemeliydi, düşemezdi. minicikti o. ve karıncayı bile incitmeyen bu masum çocuğa neden böyle bir ceza verilmişti. hastaneye gittik. inşaattan arkadaşları getirmişti onu, ve patronunun şöförü yanlarındaydı hala. kerem geldi bikaç dakika sonra. annem panikleyip kaza yapmasın diye henüz ona söylemedik. sağ ayak bileğinin kocaman olduğunu gördüm. röntgen çekilmiş. doktor açıklama yaptı ve sadece basit bi kırık olmadığı için titanyum plak takılması gerektiğini, yani ameliyat edilmesi gerektiğini söyledi. canım acıdı. sonra ameliyata kadar geçici alçıya aldılar. kırık olmasına rağmen hiç bağırmaması hemşireleri şaşırtmıştı. yaklaşık 1 saat sonra annem arkadaşlarıyla geldi. ben sürekli ağlıyordum. annem de ağlar diye düşündüm, ağlamadı, şaşırdım :) tek ağlak ben miymişim?? neyse. yatış işlemleriyle babam ilgilendi. bizi 5 gibi odaya aldılar. sonra 8 gibi ameliyathaneye götürdüler kardeşimi. ben yine ağlıordum. ameliyatı yaklaşık 1buçuk saat sürecekmiş. ayılıp kendine gelmesiyle birlikte 3 saati bulurmuş. beklerken handan ablalar, yaprak ablalar, ayla halam, keremin iş ortağı bile geldi. ve alinin patronuyla onun şöförü odaya yerleştirildiğimizden beri babamın yanından ayrılmadılar. hem insanlık ölmediği hem de kardeşim gerçek dostlara sahip olduğu için mutluyum. ameliyattan çıkmadan ben şirketi arayıp ertesi günkü uçuşuma gidemeyeceğimi söyledim ve gökhan beyden mazeretli izin için onay aldım. 11 gibi ali çıktı. hepimiz ameliyathane kapısından çıkan sedyeye yöneldik. içerde donmuş, titriyordu. çektiği acıyı farkedemedim ama kardeşim zangır zangır titrediği ve kıvrıldığı için yine ağladım, canım yandı. asansörde kazağımı çıkarıp örtmeye çalıştım. odaya geldik. üstünü örttüm. hemşireler geldi. bilgi verdiler. yaklaşık 1buçuk ay hiç yere basmaması gerektiğini söylediler. sanırım 15 cm uzunluğunda 12-13 dikiş var ayak bileğinde. 12 gün sonra dikişler çıkarılıp kalıcı alçı yapılacakmış. onunla kalmalıydım. destek olmalıydım. kaldım da. yanımda birilerini görmek istedim. sarılmak istedim. ama kimse yoktu. annemden başka. sonra ziya geldi. gecenin bi yarısı. onun hakkını da asla ödeyemem. asla. ama şuan hala canımı acıtan, bugün gündüz taburcu olup 3 gibi eve geldiğinde hala ziyaretine, ya da benim yanımda olmaya hiçbi arkadaşımın gelmemiş olması. acı veriyo.

ben babamı çok sevemiyorum. çok dengesiz biri. ailesine önem veren biri değil. dışarıdan bakıldığında aile babası görünmekten hoşlanıp, içerde aslında bizlere bağıran biri. ben umursamıyorum onu, çok kızdığımda odama kapanıp çikolataya boğuyorum kendimi. ama annemi fazlasıyla üzüyor. annem daha cesur olsaydı keşke, ya da biz onu cesaretlendirebilseydik. ayırabilseydi yolunu ondan. annemle kalırdık kardeşimle ben. ben hatta babamı bi daha hiç görmesem yine olurdu. o kadar ekonomik gücü olsaydı annemin keşke. belki beni çıldırtmaları böyle devam ederse, annemi çekip çıkarırım bu hayattan. yani sadece acıktı diye saat 1de çıkıp 4buçukta eve gelmemize bağıran biri. “ne yaptınız o kadar saat, allah sizi kahretsin, allah ikinizin de belasını versin” diyen biri. annem melek gibi bi insan, bu lafları asla hak etmiyor. ya sen anneme aşık değilsin, lanet olsun; ya da gerçekten böyle bi insansın ve düşünüyorum sana başka kim bu kadıncağız kadar katlanır. pehh

ikinci deneme

ikinci denememizdi dün. oldu da. oldu derken, başarılı oldu bence. sence de öyle olduğunu düşünüyorum, umuyorum. ilki bikaç gün önceydi, olmadı. sebebini bilmiyorum. anlamaya çalışmıyorum. sen bilip de söylemiyorsan üstüne gelmiyorum, üstüme alınmıyorum. ikinci ayda oldu. güzel oldu. iki sayısı genelde pek sevdiğim bi sayı deildir. çünkü hep ilk düşündüğüm doğru çıkar, ama şuan sevdim.

merak.

bilinmeyen merak uyandırır. bazen sadece merak edersin. birşeyleri. öğrenmek istersin. ya gerçekten ilgi çektiği için ya da sadece sohbet olsun diye. bazense birini merak edersin. tehlikelidir. arayıp ulaşamadığın zaman korkarsın. binlerce düşünce sarar aklını. en kötüsü akla gelir çünkü ilk. telefonun şarjının bitmiş olacağı son olasılıktır nedense. bir de aramaya cesaret edemeden merak edilenler vardır. çünkü mesaj attığında yeterli cevabı alamadığından hevesin kırılır. bu da tehlikelidir. bir şekilde can acıtır.